Ötekileştirilme,
dışlanma değil, bir insanın kendini sosyal normlara karşı soyutlamasını konu
alan Albert Camus’nün bu romanı, daha önce neden okumamışım, dedirtti.
Kitap,
Meursault adındaki genç kahramanın hayatını nasıl sürdürdüğünü anlatmakla
başlıyor. Okumaya başlar başlamaz onun hayata ne kadar nesnel baktığını fark
ediyorsunuz. Hatta ilk cümlede bariz bir şekilde belli oluyor: “Bugün annem
öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” Annesine, karşı cinse, arkadaşlarına duyduğu
hisler toplumun oluşturduğu sıradan kalıplara uymuyor. Bu kalıplara umursamaz
tepkiler vermekler kalmayıp çoğu zaman söyleyecek bir şeyim yok diyip susuyor. Bu
tavır zaman zaman okuyucuyu bile çıldırtsa da ben “acaba normal olan o mu? Aslında
hiçbirimizin o kadar da söyleyecek şeyleri olmayabilir mi?” diye düşündüm. Ve açıkçası
kıskandım. Meursault soğukkanlı davrandığında, sesini çıkarabileceği yerde
sustuğunda onu kıskandım. Fakat insanoğlu her ne kadar inkar etse de bir
noktadan sonra kendini topluma kanıtlama yolunu seçiyor.
Albert Camus
da işte tam bu noktadan geriye dönen Meursault’nun hayatını akıcı bir dille
anlatıyor. Toplumun insanları eylemlerine göre değil fikirlerine göre
yargıladığı bir dünyada ‘fikir özgürlüğü’ diye bağırdığımız şeyin nasıl da
uygulanmadığının da örneğini veriyor kitabın sonlarına doğru. Bunu yanında yine
sonlara doğru dini ve tanrıyı da sorguluyor. Hiç yorulmadan okuduğum bu kitabın
son iki sayfasını iki kere okudum. Gerçekleri yüzümüze çarpıyor ve bütün
kitabın anlamını net bir şekilde veriyor.
“Fakat
herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir.” Yine de
yaşıyoruz. Bu zahmet sona erdiğinde ise Meursault da biz de yabancılaşacağız. Tek isteğimiz "daha az yabancılaşmak" olacak.
Çok güzel bir yazı olmuş. :) Bu kitabı, bu sene bir ders için hem İngilizce hem Türkçe okudum, özellikle "“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” kısmı Türkçe'de "annem" şeklinde verilmişken orijinalde "mother died today" şeklindeydi. Gerçi belki okumuşsunuzdur siz de. Yazar daha en başında karakterin ait olamama ve dışarıda kalma duygusunu tek cümleyle işliyor sanki.
YanıtlaSilİngilizcesinin tamamını okumamıştım. Keşke fransızca okuyabilseydim ama evet her satırda o yabancılaşmayı hissedebiliyorsunuz.
YanıtlaSil