Çoğumuzun duymadığı ve belki de çoğu kimsenin hayatı boyunca karşılaşmayacağı bir isim Doktor Bulent Diken, Lancaster Üniversitesinde öğretim üyesi. Kitabın başında ufak bir tanıtım kısmı ayrılmış. Fakat bence kitabın kendisi, Bulent Diken'i tanıyabilmemiz için daha önemli bir kaynak. Bizi Bulent Diken ile buluşturan yayınevi, elbette ki, Ayrıntı. Galiba Türkiye'de en kaliteli kitapları basan yayınlardan biri. Son dönemlerde ortalıkta battıklarına dair haberler dönüyor, umarım yalandır.
Aslında elimdekinin bir kitaptan çok, akademik bir kağıt olduğunu düşündüm çoğu zaman. Zira Bulent Diken sıradan bir okuyucu yerine konuya az çok hakim, kullanacağı kelimelerin arkasında neler durduğunu bilen insanlara yazmış gibi. Başta bunun çeviriden kaynaklandığını düşündüm fakat orijinal metinde bu üslup hakim. O yüzden bu kitaba başlamadan önce "göz atmak" lazım. Okunması gereken, hiç değilse bilinmesi gereken, eserler var. Yeraltından Notlar, Karamazov Kardeşler, Çehov öyküleri, Cesur Yeni Dünya, Houellebecq kitapları bunlardan sadece bir kaçı. Bunun yanı sıra İklimler filmine de bir bölüm ayrılıyor. Bu bölüm için İklimler filminin izlenmiş olması zaruri bana kalırsa. Üzerine bir şey okunması da ayrı güzellik katar.
Nihilizmi dörde ayırıp bunların üzerinden örnek veriyor ve verdiği örneklerle netlik yakalıyor. 3-4 paragrafta anlattığı teorik yaklaşımların hepsini tanıdık ve gayet başarılı örneklerle tekrar anlatıyor.
Kitabın teorik kısmına girmek istemiyorum, zira kısa bir blog yazısında anlatılamayacak kadar dallı budaklı anlatıyor Bulent Diken. Fakat beni en çok etkileyen mükemmel nihilizm üzerine yazdığı oldu. "Kendisini yıkan" nihilizm mükemmel nihilizmdir.
Kitabın bir diğer ilginç noktası da, Zizek, Lacan ve Zupancic'ten onlarca alıntı yapılmasına rağmen onların tamamen reddedeceği hatta bahsinin geçmelerini istemeyeceği sonuçlara ulaşmasıdır. Tüm bunlar olurken de Foucault'dan hiç bahsedilmemiştir.
Okunması, üzerine yazılması çizilmesi gereken bir kitaptır. İçinde bahsi geçen kitapların bir daha okunması gerekir.
michel houellebecq etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
michel houellebecq etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ekim 2013 Pazar
6 Şubat 2013 Çarşamba
Harita ve Topraklar - Michel Houellebecq
Bülent Diken. Hemen kızmayın; bir Fransız yazarın kitabını okuyup bir
Türk yazardan bahsedemezsin diyorsunuz. Bülent Diken benim Houellebecq
adını duy(oku)mamda vesile oldu; bu yüzden onun adıyla başladım.
Nihilizm üzerine yazdığı bir kitapta bir bölümü Houellebecq'e ayırmıştı.
Tıpkı kötü bir arkadaş gibi Bülent Diken de kendisi gibi kötü
arkadaşlarla tanıştırıyor okurunu.
Diken'in ve sonradan internette kurcaladığım birkaç sitedeki okuyucunun ortak fikri Houellebecq'in eksantrik, mizantropik ve nihilistik bir karakter olduğu yönünde; yani bir yazarı sevimli kılacak tüm gerekli özelliklere sahipmiş. Yazarların tarzları konusundaki takdir kriterlerim Bukowski'nin gölgesinden oluştuğu için en ufak bir benzerlik hissettiğimde o yazara ve antolojisine hücum ediyorum. Houellebecq'i okumadan ama hakkında bir şeyler okuduktan sonra kafamda şöyle bir önfikir oluştu: Tamam işte tam bir Bukowski, hem de Fransız, daha ne olsun ki? Yazarı okumaktansa onunla ilgili fikirleri ciddiye almayacak kadar entelektüel ahlakım olduğundan hemen internetten kitaplarını aradım. Türkçe'ye çevrilmiş kitaplarından sadece "Harita ve Topraklar"ın satışta olduğunu, diğer iki kitabının baskılarının tükendiğini gördüm. Bu iyiye işaret diye düşündüm ve mevcut şartlarda satın alabileceğim tek kitabını, ultra çekici ismine rağmen aldım. Sonuçta bir kindle'ım yoktu;ipad'im vardı ama o da bir kindle değildi. :)
Tahmin edersiniz ki, Harita ve Topraklar'da, internette bahsedilen fenomen yazarın "F"sine rastlamadım; kitabı bitirdikten sonra okuduğum yazılarda yazarın edebi anlamda en olgun ürünü olarak kabul edildiğini gördüm.
Bir Bukowski göremedim ama gerçekten kaliteli bir yazarla tanıştığımı söyleyebilirim. Özellikle beni etkileyen şey Houellebecq'in telaşsız anlatımı oldu. Sizi tam belli bir akışın içine sokmuşken bir anda o akışın içindeki bir ayrıntıyı asıl konuymuş gibi anlatmaya başlıyor. Normalde bu rahatsız edici durum öyle bir yazarlık hüneriyle gerçekleşiyor ki burnunun ucuna havuç sarkıtılmış bir eşek gibi, havuç ne tarafa döndürülürse döndürülsün motivasyonunuz zayıflamıyor.
Kitaptaki karakterlerden ikisi gerçek hayattan; biri Frederic Beigbeder diğeri de Michel Houellebecq, yani yazarın kendisi. Romanın sıkmaya başladığını düşünmeye başladığımda Houellebecq eğlenceli bir alaycılıkla ve son derece iyi tasarlanmış sanatsal bir vahşilikle kendini öldürtüyor. Elbette bir sanatçının hikayesini anlatmakta olan kitap bir cinayet romanına dönüşmüyor ama ilginç bir tempo kazanıyor.
Fazla uzatmayayım, Houellebecq başkalarının fikirleriyle yönlendirilmiş beklentilerimi boşa çıkardı; ama onunla karşılaşmış olmaktan dolayı memnunum. Çevremde Houellebecq okuyan/okumuş birilerinin olmaması da iyi hissettiriyor. Houellebecq sayesinde rahatça şunu söyleyebilirim: Kalabalığın beğenisi tıpkı kalabalık gibidir; kımıl kımıl, gürültülü ve anlamsız.
Oscarverywild
Diken'in ve sonradan internette kurcaladığım birkaç sitedeki okuyucunun ortak fikri Houellebecq'in eksantrik, mizantropik ve nihilistik bir karakter olduğu yönünde; yani bir yazarı sevimli kılacak tüm gerekli özelliklere sahipmiş. Yazarların tarzları konusundaki takdir kriterlerim Bukowski'nin gölgesinden oluştuğu için en ufak bir benzerlik hissettiğimde o yazara ve antolojisine hücum ediyorum. Houellebecq'i okumadan ama hakkında bir şeyler okuduktan sonra kafamda şöyle bir önfikir oluştu: Tamam işte tam bir Bukowski, hem de Fransız, daha ne olsun ki? Yazarı okumaktansa onunla ilgili fikirleri ciddiye almayacak kadar entelektüel ahlakım olduğundan hemen internetten kitaplarını aradım. Türkçe'ye çevrilmiş kitaplarından sadece "Harita ve Topraklar"ın satışta olduğunu, diğer iki kitabının baskılarının tükendiğini gördüm. Bu iyiye işaret diye düşündüm ve mevcut şartlarda satın alabileceğim tek kitabını, ultra çekici ismine rağmen aldım. Sonuçta bir kindle'ım yoktu;ipad'im vardı ama o da bir kindle değildi. :)
Tahmin edersiniz ki, Harita ve Topraklar'da, internette bahsedilen fenomen yazarın "F"sine rastlamadım; kitabı bitirdikten sonra okuduğum yazılarda yazarın edebi anlamda en olgun ürünü olarak kabul edildiğini gördüm.
Bir Bukowski göremedim ama gerçekten kaliteli bir yazarla tanıştığımı söyleyebilirim. Özellikle beni etkileyen şey Houellebecq'in telaşsız anlatımı oldu. Sizi tam belli bir akışın içine sokmuşken bir anda o akışın içindeki bir ayrıntıyı asıl konuymuş gibi anlatmaya başlıyor. Normalde bu rahatsız edici durum öyle bir yazarlık hüneriyle gerçekleşiyor ki burnunun ucuna havuç sarkıtılmış bir eşek gibi, havuç ne tarafa döndürülürse döndürülsün motivasyonunuz zayıflamıyor.
Kitaptaki karakterlerden ikisi gerçek hayattan; biri Frederic Beigbeder diğeri de Michel Houellebecq, yani yazarın kendisi. Romanın sıkmaya başladığını düşünmeye başladığımda Houellebecq eğlenceli bir alaycılıkla ve son derece iyi tasarlanmış sanatsal bir vahşilikle kendini öldürtüyor. Elbette bir sanatçının hikayesini anlatmakta olan kitap bir cinayet romanına dönüşmüyor ama ilginç bir tempo kazanıyor.
Fazla uzatmayayım, Houellebecq başkalarının fikirleriyle yönlendirilmiş beklentilerimi boşa çıkardı; ama onunla karşılaşmış olmaktan dolayı memnunum. Çevremde Houellebecq okuyan/okumuş birilerinin olmaması da iyi hissettiriyor. Houellebecq sayesinde rahatça şunu söyleyebilirim: Kalabalığın beğenisi tıpkı kalabalık gibidir; kımıl kımıl, gürültülü ve anlamsız.
Oscarverywild
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)