Bülent Diken. Hemen kızmayın; bir Fransız yazarın kitabını okuyup bir
Türk yazardan bahsedemezsin diyorsunuz. Bülent Diken benim Houellebecq
adını duy(oku)mamda vesile oldu; bu yüzden onun adıyla başladım.
Nihilizm üzerine yazdığı bir kitapta bir bölümü Houellebecq'e ayırmıştı.
Tıpkı kötü bir arkadaş gibi Bülent Diken de kendisi gibi kötü
arkadaşlarla tanıştırıyor okurunu.
Diken'in ve sonradan internette
kurcaladığım birkaç sitedeki okuyucunun ortak fikri Houellebecq'in
eksantrik, mizantropik ve nihilistik bir karakter olduğu yönünde; yani
bir yazarı sevimli kılacak tüm gerekli özelliklere sahipmiş. Yazarların
tarzları konusundaki takdir kriterlerim Bukowski'nin gölgesinden
oluştuğu için en ufak bir benzerlik hissettiğimde o yazara ve
antolojisine hücum ediyorum. Houellebecq'i okumadan ama hakkında bir
şeyler okuduktan sonra kafamda şöyle bir önfikir oluştu: Tamam işte tam
bir Bukowski, hem de Fransız, daha ne olsun ki? Yazarı okumaktansa
onunla ilgili fikirleri ciddiye almayacak kadar entelektüel ahlakım
olduğundan hemen internetten kitaplarını aradım. Türkçe'ye çevrilmiş
kitaplarından sadece "Harita ve Topraklar"ın satışta olduğunu, diğer iki
kitabının baskılarının tükendiğini gördüm. Bu iyiye işaret diye
düşündüm ve mevcut şartlarda satın alabileceğim tek kitabını, ultra
çekici ismine rağmen aldım. Sonuçta bir kindle'ım yoktu;ipad'im vardı
ama o da bir kindle değildi. :)
Tahmin edersiniz ki, Harita ve
Topraklar'da, internette bahsedilen fenomen yazarın "F"sine rastlamadım;
kitabı bitirdikten sonra okuduğum yazılarda yazarın edebi anlamda en
olgun ürünü olarak kabul edildiğini gördüm.
Bir Bukowski göremedim
ama gerçekten kaliteli bir yazarla tanıştığımı söyleyebilirim. Özellikle
beni etkileyen şey Houellebecq'in telaşsız anlatımı oldu. Sizi tam
belli bir akışın içine sokmuşken bir anda o akışın içindeki bir
ayrıntıyı asıl konuymuş gibi anlatmaya başlıyor. Normalde bu rahatsız
edici durum öyle bir yazarlık hüneriyle gerçekleşiyor ki burnunun ucuna
havuç sarkıtılmış bir eşek gibi, havuç ne tarafa döndürülürse
döndürülsün motivasyonunuz zayıflamıyor.
Kitaptaki karakterlerden
ikisi gerçek hayattan; biri Frederic Beigbeder diğeri de Michel
Houellebecq, yani yazarın kendisi. Romanın sıkmaya başladığını düşünmeye
başladığımda Houellebecq eğlenceli bir alaycılıkla ve son derece iyi
tasarlanmış sanatsal bir vahşilikle kendini öldürtüyor. Elbette bir
sanatçının hikayesini anlatmakta olan kitap bir cinayet romanına
dönüşmüyor ama ilginç bir tempo kazanıyor.
Fazla uzatmayayım,
Houellebecq başkalarının fikirleriyle yönlendirilmiş beklentilerimi boşa
çıkardı; ama onunla karşılaşmış olmaktan dolayı memnunum. Çevremde
Houellebecq okuyan/okumuş birilerinin olmaması da iyi hissettiriyor.
Houellebecq sayesinde rahatça şunu söyleyebilirim: Kalabalığın beğenisi
tıpkı kalabalık gibidir; kımıl kımıl, gürültülü ve anlamsız.
Oscarverywild
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder