1984 (George Orwell), Fahrenheit 451 (Ray Bradbury) ve Anthem'ı (Ayn Rand) okuduktan sonra daha ne kadar farklı distopyalar yazılmış olabilir ki diye düşünmüştüm kendi kendime. Ne de olsa distopya türünden okumuş olduğum bu üç kitap da tıpa tıp aynı olmasalar da birçok ortak noktaları vardı. Fakat bunların hiçbiri beni bu kitaba hazırlayamazdı.
Kitap, o dönemin üreme biçimini detaylı bir şekilde anlatarak başlıyor. Anne ve baba diye bir kavram yok tabii ki. Hatta birilerinin yanında anne baba dediniz mi domates gibi kızarıyorlar. Evebeynler yerine artık herkes laboratuvar ortamında üretiliyor. Geliştirilen teknoloji ile ise tek bir döllenmiş yumurtadan 100'e yakın bebek oluşturuluyor. Bu bebeklere ise, toplumun kast sistemine göre, gelişimleri boyunca farklı kimyasallar yediriliyor. Böylece güçlü, uzun boylu, zeki bireyler Alfalar, yani kast sisteminin en üstündekiler, meydana geliyor. Daha değişik kimyasallar alan bebekler ise Beta, Gama, Delta ve Epsilon diye gittikçe düşen ve güçsüzleşen bireyler olarak sistemde yerlerini alıyorlar.
Tabii bu kast sisteminin de çalışması için herkesin işini severek yapması ve alt sınıfların da gıklarını çıkarmamaları lazım. Bunu önlemek için ne yapılıyor peki? Pavlo'nun köpeği modelini temel alarak belli yaşlar arasında, seneler boyunca çocuklar uyurken kasetlerle belli cümleler bilinç altlarına yediriliyor. Örneğin Alfa olacak çocuklar "Epsilonlar güçsüz, ezik fakat toplumumuzun işleyişi için onlara da ihtiyacımız var." mesajını tekrar ve tekrar dinleyerek uyuyor senelerce. Böylece büyüdüğünde bir Epsilon'a sinirlenen bir Alfa'nın zihnine, beyni yıkanmışçasına, hemen bu cümle geliyor ve her şey birden unutuluveriyor.
Muhtemelen her distopyada olduğu gibi, bu kitapta da mevcut sistemden hoşnut olmayan farklı biri var. Olaylar onun ağzından anlatılamasa da az ya da çok onun çevresinde ve yaptığı şeylerin sonuçları etrafında dönüyor.
Bugüne kadar okuduğum üç distopyadan beklediğimden daha da farklı olan bu kitabı bir solukta okudum. Beyni yıkanmış insanların düşünceleri ve bu düşünceleri çürütmeye çalışan Shakespeare alıntıları arasında gidip geldikten sonra şöyle bir kendime gelmem gerekti. Kitapta olanlar bizim geleceğimize yakın mı değil mi tartışılır. Fahrenheit 451'in daha yakın bir tasvir olduğunu düşünüyorum ama yine de düşünmeye ve tartışmaya açık bir konu bu.
Gerçekten bunca zaman sonra, yazarların hayalgüçleri beni hala şaşırtabiliyor.
Jetgiller çıkmadan otuz sene önce yazılmış bir kitapta da hava ulaşımından bahsedilmesi de bana ayrı bir zevk verdi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder