İlk söylemem gereken bu kitabı bir kere daha okumam gerektiği. Fakat yine de, anlayabildiğim kadarıyla,
buraya bir şeyler yazacağım, ki ne kadar anladığımdan hiç emin değilim.
İngilizceye
çevirenin yazdığı önsöz, kitapta bahsedilecek bir çok düşünceye çok kısa bir
giriş sunuyor. Foucault'nun diğer kitaplarındaki fikirleriyle, bu kitabı yazma
amaçlarını birbirlerine bağlıyor. Bu önsöz metninin biraz yorucu olduğu, yorucu
olması gerektiği kadar gerçek. Okumadan geçmemenizi öneririm.
Kitabı okumadan önce
Réné Magritte'in kim olduğunu, felsefesini, bazı eselerini bilmek şart. Kitap
bu konuda çok kurnaz davranıyor. Konusunu desteklercesine, herhangi bir resmi
direkt koymadığı gibi, kelimelere, bilhassa kelimelere döküyor. Bu kelimeleri
bir kerede kavradım ve takip edebildim diyenin alnını karışlarım. Tabii, ceci
n'est pas une pipe'nin yeri haliyle başka.
Gelelim, Foucault ne
diyor. Magritte'in bu desenleri yaparken nerelerden geldiğini ve nerelere
gitmeye kalktığını anlatmaya çalışıyor. Zira, kimi kimi pek başarılı
olamadığını görüyoruz. Magritte de Foucault'ya gönderdiği bir Ceci n'est pas
une pipe reprodüksiyonunda ona bu ufak hatayı hatırlatıyor. Yine de,
Foucault'nun yaklaştığı bakış açısı dahiyane. Öncelikle, modern çağlarla
birlikte insanların görmeyi ve algılamayı görsel imajlarla bağdaştırmasını ele
alıyor. 'Dil'i eleştirdiği gibi bu 'yerine koyma' adetini de eleştiriyor. Şeyin
kendisi, şeyin sankisi ve şeymiş gibi'yi öne sürüyor. Bu üç durumun, onlarla
beraber getirdiklerini ele alıyor. Örneğin, Kendi'nin içinde benzemek
olmadığını söylüyor ve andırış'ı benzemekten sert bir biçimde ayırıyor. Bu
gösterilen fark öyle sert ki, Foucault bunun bir tutsaklık olduğunu söylüyor.
Bir yerde, bu okuduğunuzun aslında benim yorumum olmadığını, söylediklerimin
benim yorumuma ait olmadıklarını, görülen bu resimsel yazı bütünün yine benim
yorumum olmadığını söylüyor. Bunlar benim yorumumun desenleri oluyor. Hepsi
aslında, bizim düşüncelerimiz ve düşünce sistemlerimiz aracılığıyla
birbirlerine 'görev' yüküyle bağlanmış şeyler.MİŞ.
Ben hala
anlamadığımı hissediyorum, anlatırken net bir biçimde anlattığımı da
sanmıyorum. O yüzden alıntılar eşliğiyle gideceğim.
"Gösterge
olarak harf, sözcükleri sabitleştirme olanağı verir; satır olarak da bir şeyi
figürleştirme olanağını sağlar." Burada, harflerin, sözcüklerin şey'den
çok, bir figüre, bir kod'a ait olduğu biraz daha açık. Fakat benzeme konusuna
henüz değinilmemiş.
"Ağacın bir ağaca, yaprağın bir
yaprağa benzemesi ve bunun da kendi yaprağının formunu edinmesi (l'Incendie [Yangın]) gereklidir; denizin üzerindeki gemi de bir
gemiye benzemekle yetinemeyecektir, ama
aynı zamanda denize benzeyecektir ve gövdesiyle yelkenleri de denizden yapılmış gibi olacaktır (le Séducteur [Ayartıcı]) ve bir
çift ayakkabının şaşmaz canlandırılması [görüntüsü], kaplamak zorunda olduğu çıplak ayaklara benzeyecektir."
Bu alıntı ise,
benzemenin, şeyden çok, benzeyene ait olacağını ortaya koyuyor.
Bu bir pipo değildir
ise, akla direkt bir görsel öge getiriyor. Magritte'in reprodüksiyonun arkasına
yazıp Foucault'ya anlattığı gibi "Ad, desenle çelişmiyor, başka bir biçimde olumluyor." Zira, Bu
bir pipo değildir ibaresi, yukarıda yüzenin bir pipo değil de, bir piponun
deseni olduğunu bize anlatmıyor. Daha çok, bir şeyi, yokluğuyla ortaya koyuyor.
Buradaki pipo olmayan pipo deseni Magritte'in en cüretkar yokluğu.
Fakat asıl soru daha
çok, İmajın gerçeğe 'benzemesi', gerçeğin mi sorumluluğundadır? Benzeme
durumunda, bir yol, bir ok işareti, bir gidişat varken, iş Andırma eylemine
geldi mi, tüm bu sınırlayıcı zihin işlemleri ortadan kalkar. Artık herhangi bir
yol yoktur, Foucault'nun dediği gibi deseni gösteren işaret parmağı da ortadan
kalkmıştır.
İngilizce'ye çeviren
Harkness, en başta bahsettiği gibi, Bu Bir Pipo Değildir, dili eleştiriyor.
Dili eleştirmekle kalmayıp bilginin objeden sujeye akışında rol oynayan
elemanları inceliyor. Onların üstlerine gidip birbirlerine çarptırıyor.
Bu 'Bu Bir Pipo Değildir'e yapılmış bir yorum değildir.