copy paste etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
copy paste etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2013 Cuma

İzcinin Gözden Geçirilmiş El Kitabı - William S. Burroughs

Çok masumane bir tavırla başlamıştım kitaba. Tamamen hatalıydım tabii bu tavrımda. Zira elimdeki kitap Burroughs'a aitti ve Underground Poetix tarafından hazırlanmıştı. Kitabın pek de masumane olmadığını öğrendikten sonra devam etmemin tek sebebi Gezi'ydi.

Şenol Erdoğan tarafından basıma hazırlanmış bu kitapta WSB, anarşist izcilere dünya devriminin nasıl yapılacağını anlatıyor. Büyük Britanya (UK) için de ayrıca bir bölüm ayırıyor. Açıkçası kitap sık sık, "Bir saniye lan, adam haklı, oha!" dedirtiyor. Zaten pek de uzun olmayan kitabı ağzınız açık bir şekilde hızlıca bitiriyorsunuz.

İlk kısımda ev yapımı silahların ve bu silahlarla yapılacak hareketlerin önemini anlatıyor. Kronolojik ve karşılaştırmalı örneklerle konuyu iyice açık ediyor. Bolivar yaptığı devrimin hatalarını  anlatıyor.

İşin ilginç tarafı, belki hayatımızdan bu kadar uzak olan sistemli devrimi anlatırken hayatımıza sıkça dokunan şeyler söylüyor. Örneğin kimi zaman bir kişiye yapılan hakaretler bir kuruma yapılan hakaretlerden daha ağır olabilir. İnsanlara "Kraliçeyi Becerin," dedirtebilirseniz, bunu duyan herkes afallar. İnsanlar için vurucu olur.

Tıpkı Gezi'de olanlar gibi. Hükümet istifa denildiği zaman kimse umursamadı, yüzeysel bir slogandan ileri gidilemedi. Hükümet istifa denilerek de Beşiktaş'ta Başbakanlık Ofisine yürünmüştü. Fakat Tayyip İstifa denildiği anda, henüz Başbakanlık Ofisine doğru harekete geçilmediği halde çok büyük, çok sert bir tepki alındı. Çünkü bahsi geçen kişi, yalnızca kendini temsil etmiyordu. Bir fikir geleneğini, bir hayat görüşünü, bir kurumu ve o kurumun içindeki tüm insanları temsil ediyordu. WSB bu tarz bir yönetimin ilkelliğinden ve tarihi geçmişliğinden de söz ediyor.

Bolivar devriminin başarısızlığı bir yandan da buna dokunuyor. İspanyol Egemenliği fiziken yıkılıyor fakat diğer tüm bağlamlarda hâlâ her şey İspanyolların yaptığı gibiydi. Onlarının dilini, onların tarihini, onların eğitimini, onların sistemlerini kullanıyordu. WSB bu devrimi başarısız sayarken bir yandan, istemsizce fakat tamamen doğal olarak, Türk Devriminin de en büyük eksiğini gözler önüne seriyor.

Sadece fiziki olarak bitirilen bir imparatorluk, tüm bağlamlarda, her türlü fikrin altında yatıyor. Yapılan bir devrim değil, olsa olsa bir reform olarak kalıyor. Haliyle, bu yarım reform, zamanla geçerliliğini kaybedip tekrar yerini ilkel güçlere bırakıyor.

Kafa açan yapısı ve verdiği ilginç anekdotlarla içinde bulunduğumuz sistemin geçerliliğini sorgulatıyor.

Şehvet Oratoryosu - Batur Münevver

Yine kısa aralıklarla kısa yolculuklar dönemi başladı. Evden pek çıkmadığım yazımın yerini birden koşuşturma dolu bir sonbahar aldı. Hep öğrencilikten bunlar. 

Yolculuklarda en sevdiğim şey şiir kitabı okumaktır, özellikle yanımda ufak bir defter ve yazan bir kalem varsa. Bu defa kendimin de pek alışık olmadığı bir şey yapıyorum. Hakkında hiçbir şey bilmediğim birinin daha önce hiç duymadığım bir kitabını okuyorum. Batur Münevver'in Şehvet Oratoryosu'nu okuyorum. Copy paste serisinde 'paylaşılmış.' Zira bu e kitap serisi kapağın arkasında şunu yazmıştır: "copy/paste yazarının kaleminden çıkmış ve hedef kitlesiyle zaten buluşmuş yazıların yeniden ambalajlanarak ticarileştirilmesi ahlakına karşı bir ahlakın ürünü. Bu metinleri istediğiniz gibi kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz."

Yazar notunda şehveti yaşama dönük yüzüyör yatay bir yolculuk ve hakikati ölüme çevrilen bakışlarıyla dikey bir yolculuk olarak değerlendiriyor. Tam bu esnada istanbuldan sembolik olarak ayrılıyorum. Etrafımdaki herkes tekirdağ yolcusu. Kapılar kapalı, esenler otogarından ayrıldık. Camdan dışarı bakınca İstanbula dair hakikat ortada. Sıkıl tıkış şehir, can sıkıcı trafik, saat sekizi bulduğu halde hala sabah başlayan vardiyası bitmemiş insanlar. Ve beton. Saf, temiz ölüm beton. Fakat aklımdaki İstanbul? Günlerdir gezindiğim yerler, boğaziçine inince esen rüzgar, modanın yolları, gece manzaraya nazır yapılan güzel sohbetler. Yukarıdan baktığın cıvıl cıvıl boğaz manzarası, şehveti en az sizi evine sürükleyen bir kız kadar hissettirir size.

Fakat yazarın notundan sonra kitap tamamen bambaşka bir boyuta giriyor. Bu boyutta 3 karakter var. Birbirlerine sesleniyorlar sürekli. Bu sesleniş fazlasıyla şiirsel, imgeler adeta havada uçuşuyor. İmgeleri anlamayı bir kenara bırakın herhangi birini yakalamak bile oldukça zor. Bu zorluk şiirlerden hiçbir şey eksiltmediği gibi onları daha da çok yapıyor. Sırf bu yüzden bu şiir kitabı bitmiyor. Bitemiyor. Bir ilham perisi olarak zihninizde, etrafınızda gezinmeye devam ediyor. Zamanı gelince sizi çağırıyor, o an için doğru kısmı buluyorsunuz. Bazen Ölü Hayvanlar Koro'sunda bir ses, bazen Kaybolon Küçük Kız, bazen de Ormancı'nın kendisi oluyorsunuz.

Yol boyunca zaman zaman hepsinde kendimi buldum. Ormancı'nın karşısında yiten kızı bulamadım.

Bu linkten kitaba ulaşabilirsiniz.