rus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2013 Perşembe

The Virtue of Selfishness - Ayn Rand

Ne yaptım ne ettimse, gene kendimi bir Ayn Rand romanı karşısında buldum. Neden bilmiyorum bu kadının adını görünce dayanamıyorum, içimde büyük bir okuma isteği uyanır ve ardından önce okuduğuma pişman oluyor ardından da daha çok içine gömülüyorum. Gene okuma krizimin tuttuğu bir gün elime bu defa bu kitabını aldım. Denemelerini topladığı bir kitap. Genel olarak Ahlak Felsefesi üzerine yazmış ve kendi oluşturduğu Objektivizm üzerine yazmış.

Önce Ayn Rand kimdir necidir ona bir değinmek lazım. Kendisi, günümüz liberal fikirlerinin ve kapitalist görüşün belki de en radikal savunucularındandır. Kendisinin deyimiyle bugüne kadar "canavar" olarak tasvir edilen kapitalizmi, egoyu ve daha nice "bireyselci" tavrı savunur. Çoğu kişi bunun sadece bir tepki olduğunu düşünür. Zira kendisi Rusya'da doğmuş, Bolşevik İhtilalinde Ukrayna'ya kaçmıştır. Kısa bir süre tekrar Rusya'da yaşadıktan sonra Amerika'ya gidip bir daha geri dönmemiştir. Efsaneye göre, babası onu yolcu ederken, "Kızım git ve Rusya'da herkesin nasıl öldürüldüğünü anlat," demiştir. Başkalarına yardım etmeyi, hayır işleri yapmayı, komün yaşamı bir insanın en utanılacak hali saymıştır.

Fikirlerine tam olarak katılmamamla beraber, radikalliğini ilginç bulmuyor değilim. Ön yargısının üstesinden gelebilecek herkese de bu kitabı dikkatlice okumasını öneririm. Zira başta ABD olmak üzere günümüz kapitalist devletlerinin her hareketinin temelinde Ayn Rand'ı görürüz. Her ABD seçiminde iki taraf da en az bir kez alıntı olarak Ayn Rand'ı kullanır. Tüm bunlara rağmen Ayn Rand hayatı boyunca bahsettiği gerçek Kapitalizm'in batıda değil, doğuda vücut bulacağına inanmıştır.

Gelelim kitabımıza, kitabı biraz detaylı ve uzun uzadıya anlatmak isterdim fakat içinde bahsedecek bir sürü öge var ve toplam 17 bölüm var. Bu 17 bölümde Bencilliğin yapısından, Diğerkâmcılığın insanı nasıl zorunlu iyiliğe götürdüğüne ve bu iyilikten nasıl bir cacık olmayacağına kadar bir çok şeye değinmiş.Değindiği çoğu şeyi kendi "hardcore kapitalizm" ve objektivist bakış açısıyla anlatmış.

Ne zaman okusam, okumaya yeltensem korktuğum biri olan Ayn Rand üzerine yazma konusu da bir hayli sıkıntılı. 17 makaleden oluşan kitabında bencilliğin insanın özsaygısının kaynağı olduğunu ve bunun nasıl da diğer çevrelerce bir "canavar"mışçasına gösterildiğini söylüyor. Sık sık özgeçmişinden kaynaklanan serzenişler ile oluşturduğu siyasi ve ekonomik görüşünü ortaya koyuyor.

Her görüşün en iyilerinin okunması gerektiğini düşünen ben, sabrı olan herkese bu kitaba göz atmalarını öneriyorum.

17 Şubat 2013 Pazar

Öteki: Bir Peterburg Şiiri - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Uzun süredir Dostoyevski okumamıştım, o yüzden Öteki'yi görünce hemen atladım. Kitaba ulaşmam ise Freud üzerinden oldu. Freud bir yerde şöyle demiş: "Şizofreninin tanımını yeniden yapmışsın Dostoyevskicim..." Bunu görünce durur muyum tabii, hemen okudum.

Gelelim kitabımıza, kitap 9. dereceden Golyadkin isimli bir memurun etrafında dönüyor. Kendinizi hazırlayın, tüm Rus edebiyatının, bana en sinir bozucu gelen tarafı işte bu: isimler. Türkçe uzun bir monolog okuduktan sonra aniden karşınıza çıkan Rusça bir kelime... Neyse, bu memurumuzun hayatı bitme eşiğinde, ölmek üzere, bitmek üzere, yok olmak üzere. Bunu sağlayan ise kendinin insanlara çok daha fazla yağ çeken versiyonun gelmiş olması. Onu sürekli görüyor, sinirleniyor, ondan kaçıyor, fakat yine de tam olarak beceremiyor. İşte kurgu tam olarak burada başlıyor ve yine buradan çıkmadan bitiyor.

Kitap ayrıca, bürokrasinin aslında nasıl işlediğini gösteriyor. Bugün hepimizin sıkça rastladığımız torpil, ağza bal çalma, patronunun gönlünü hoş tutma, öğretmenin peşinden ayrılmama bir daha bir daha resmediliyor. Şerefli ve namuslu bir memur olan kahramanımız asıl Golyadkin ne yazık ki bu sistemin adamı olmadığını bir türlü anlayamıyor. Aklına gelen şeyleri sürekli tartıyor, sürekli bir çözüm, çıkış yolu arıyor. Fakat ihtiyacı olan tek şeyin sadece patavatsızlık, düşüncesizlik olduğunu fark edemiyor. Bugün, yine, kimse patavatsızlığa ihtiyaç duymuyor. İnsan ruhunun en cesur, en açıksözlü, en müstesna parçasını bir kaç gram etik için yırtıp atıyoruz.

Anlatıcının konumu ise pek alışıldık bir şey değil, fakat size hikayenin bir çok katmandan sunulmasını sağlıyor. Bu anlatım 3. tekil şahsın yaptığı bir anlatım fakat sadece kahramanımız Golyadkin ve onun gözlemleri üzerine odaklanmış. Sanki bu üçüncü şahıs hikayenin içine kahramanımız Golyadkin tarafından çekilmiş ve bütün bir hikayeyi onunla yaşamış gibi. Daha sonra da tüm bunları bir monologunda anlatıyor. Sadece bir kişinin peşinden süreklendiği için ve süreklendiği kişi de mental bir hasta olduğu için anlatıcının kendisi de güvenilemez bir kaynak. Kitap boyunca anlatılanlara güvenemedim, acaba Golyadkin etrafında bunlar mı oluyordu? Yoksa Golyadkin etrafında bunlar mı oluyor sanıyordu? Her olayda bu şüphem biraz daha arttı. Fakat bu, umarım beni hikayenin içine daha çok çektiği gibi, sizi de daha çok hikayeye çekecektir. Çünkü burada büyük bir soru hissettim, Dostoyevski bize gerçeklik algısını sorgulattırıyor. Bu anlatım tarzı hikayenin yarısına gelmiş okurlarına sorular sormaktan başka, bir de okurlarına ipuçları veriyor. Geriye dönüp, "Yahu, bu da nereden çıktı?" sorusuna cevap bulmanızı sağlıyor.

Başlarda anlatıcıya dair her şey çok normal, günlük rutinleri, etrafı falan anlatıyor. Golyadkin'in hayatını basitçe anlatıyor. Fakat olaylar ilerledikçe, giderek güvenilmez biri olup çıkıyor. Golyadkin'i etkisi altına alan delilik, anlatıcıyı da giderek lanetliyor. Neler oluyor, ne gerçek, ne gerçek değil bunları ayırmak bir süre sonra imkansızlaşıyor. Bir süre sonra ise kendinizi hikayenin akışındaki çakışmalar arasına sıkışmış buluyorsunuz. Golyadkin'in etrafında olanlar ile Golyadkin'in pek de uyuşamadığı açıkça ortada. Hatta eve Öteki'yi getirdiği zaman hizmetçisi Petruşka'nın buna çok şaşıracağından bahsediyor. Fakat eve geldiklerinde ise Petruşka sanki uzun zamandır böyle bir şeyi bekliyormuş gibi davrandığını görüyoruz. O ana kadar, anlatıcının söylediklerine sorgulamadan güveniyorsunuz. Fakat tam bu anda, kahramanımız Golyadkin'in büyük bir şaşkınlık uyandırması gereken ikizi, sanki Petruşaka'nın beklentilerini karşılıyordu. İşte sorgulama, inanmama burada başlıyor.

Kitabın bir başka önemli noktası ise, ortada sadece iki tane değil, çok daha fazla Golyadkin olması. Golyadkin'in kendi zihnindeki Golyadkin, hizmetçisi Petruşka'nın zihnindeki Golyadkin, kendi alt benliğinde oluşturup herkese sunmak istediği Golyadkin ve dışarıdaki insanların Golyadkin görüşleri. Tüm bu Golyadkin'ler, Golyadkin ile diğer insanların iletişimi son derece etkiliyor. Çünkü biz daha ziyade insanlara, insanları algıladığımız düzeyde davranıyoruz. Onların 'şu şekil' bir insan olduğunu kendimize inandırıp bütün davranışlarımızı da ona göre değiştiriyoruz. Tüm bu Golyadkinler gerçek, fakat çok azı somut. Fakat yine de hepsinin varlığı, belirli bakış açılarının hareketleriyle kendini ortaya koyuyor. Somut Golyadkin'lerin davranışları ise yine etrafındaki insanlardan aldığı geridönütlerle oluşuyor. Etrafındaki insanların geridönütleri ise, onların Golyadkin'i görüşüne göre, yani diğer Golyadkin'lere göre oluşuyor. Bu durum ise bütün Golyadkin'leri birbirine son derece bağımlı bir hale getiriyor ki birbirlerine göbekten bağlılar diyebiliriz.

Dostoyevski, elinize alacağınız kitapla beraber sizi toplumsal ilişkilerin kirli yumağında, bürokrasiyi çözümlerken ve gerçeklik algısını son derece derinden sorgularken yalnız bırakıyor. Fakat korkmayın kindle günlüğü yanınızda!

Son olarak, Hasan Ali Yücel'in ruhu şad olsun, himmeti var olsun.