Kitaba gelirsek, herhalde kendimle bu denli özdeştirdiğim başka bir roman karakteri olmadı be Holden. Kitapta her şeyi eleştiren, kimseyi doğru düzgün bulmayan biri var kahraman olarak. Koskoca kitap, Holden'ın bir şeyler yapmamasıyla, pek de bir şey yapma havasında olmamasıyla geçiyor. He just don't feel like it.
Kitapta sık sık etrafındaki insanları eleştirdiğini görüyoruz. Bir an Ackley kid'e odasındaki adamı savunurken, on dakika sonra o savunduğu kişiden delicesine nefret ediyor. Kötü bir dönem geçiriyor diyebiliriz belki ama, Holden hayatının çoğunu, söylediği kadarıyla, böyle geçiriyor. Sürekli yaşadığı şehirlerden kaçma fikri, otostop çekerek batıya gitme hayali, o herkesin imrenerek baktığı okullardan büyük bir tiksinti duyması; bunların hepsi bir bir görünüyor kitapta.
Fakat kitaptaki daha büyük nokta ise, Holden tüm bu nefreti ve normalden uzaklaşması, ki bunlara ailesine ve öğretmenlerine duyduğu nefret ve onlardan uzaklaşması da dahil, sadece canı istediğinden kaynaklanmıyor. Holden tüm bunları anlamıyor. Gerçekten anlamıyor. Ne yapmaya çalıştıklarını, ne planladıklarını, niye planladıklarını anlamıyor. Niye tüm bunlar oluyor bir anlam veremiyor. Bu yüzden bir çok şeyi, hatta kız kardeşi ve ölmüş erkek kardeşi dışında her şeyi sahte ve yapmacık buluyor. Hatta odasındaki arkadaşıyle kavgası da ölmüş erkek kardeşiyle ilgili anılarına değer verilmediği için.
Kitap ayrıca başlı başına bir kızı arayamama kitabı. Kitaptaki olayların büyük bir çoğunluğu kafasına bir kızı taktığı için gerçekleşiyor. Kitaba bambaşka bir tat verdiği doğru ama bir yerden sonra bir hayli can sıkıcı. Numarası falan bende olsa, kalkar arardım, üşenmez arardım. Kitabın ismi ise tam harikulade bir seçim. İngilizcesi yani. If a body meets a body coming through the rye... or catches! Hayata dair hiçbir planı olmayan, hiçbir hayali olmayan bu Holden'ın olmak istediği tek şey. Kendini bir uçurum kenarında öylece dururken, yanlışlıkla düşen çocukları yakalamaya çalışırken hayal ediyor. Belki de erkek kardeşiyle geçirdiği o güzel çocukluktan sonra, yaşadığı saçma gençliği böyle anlatıyor. Kardeşini ve onunla beraber kendisini uçurumdan yanlışlıkla düşmüş sayıyor.