23 Ocak 2013 Çarşamba

Letter to My Father - Franz Kafka


Franz'ın bir sonbahar günü, tek oturuşta şu uzun mektubu yazması bir hayli şaşırtıcı aslında. Babası olduğu kadar, o güne kadar, dünyada en çok korktuğu kişi. Hermann Kafka, gerçek bir Praglı, her şeyin en iyisini bilen, tüm kuralların kendisi için herhangi bir geçerliliği olmayan kişi. Franz'ın hayatındaki tiran.

İç dökmekten çok bir savunma mektubu bu. Bugüne kadar olan biteni, niye böyle biri olduğunu, böyle biri olmasında babasının etkisini anlatıyor Franz. Milena'sına ise "bir avukatın mektubu" diye bahsediyor bundan, bir hayli garip. Kendini büyük bir suçlu, babasını ise bir hakim olarak görüyor büyük ihtimalle. Durmadan anlatıyor kendi suçlarını, ama babasını da hakim koltuğundan indirip iyice bir sorguya çekiyor. Bunlar senin suçun, diyor. Fakat yer yer de, tekrar hakim koltuğuna oturtup kendini bir şekilde kabul ettirmeye çalışıyor hala.

Bu davaya bir seyirci olarak sık sık, ruhumun, ailemin ve kendimin ne kadar sakat, ne kadar saçma olduğunu kavradım. Söylediği şeylerin tek bir harfi bile kurgu değildi, olamazdı. Henüz bu sabah yaşadığım, hatta her sabah yaşadığım şeylere örnekti. Kendimizi niye bulamıyoruz, sorusunu alıp aile'ye sormuş.

Fakat garip değil mi, bugün Kafka'yı Kafka yapan, en yakın dostu Max Brod'un ihanetidir. Ondan evvel de babasının, toplumunun, etrafındakilerin ihanetiydi. Bunu fark edince, yazılan tüm o mektuplar, hikayeler farklı bir hale bürünüyor. Adeta bir kilidi açıyorsunuz, kapıda yazan isimden fazlasını görüyorsunuz.

Fakat bu kitapta da, tüm o karanlığın yanında çok hoş bir alay var. Ne kadar babasına laf etse de kimi zaman, ironinle kişiliğimi yok ettin diye, yine ironi ile karşılık verir babasına. Bir çıkış arıyor. Buluyor, kaybediyor, buluyor, kaybediyor, bulmaya çabalarken kendini kaybediyor. Ortalıkta olan, yüzen, insanı yok sayan o mikro iktidar ilişkilerinden yine dem vuruyor babası üzerinden.

Ne acı ki, ilk sayfalarda durup ne okuyorum ben acaba diye durup düşünme ihtiyacı hissedemedim. Fakat daha sonraları, artık binlerce referanstan sonra, durdum. O ana kadar okuduğum onca cümleyi hatırlayamazdım tabii ki, fakat kitabı düşünmeye başladım. Kafka, neredeydi? Kafka, niyeydi? Fakat Kafka bir niye?nin cevabı değildi. Burada sorular sorulmazdı, Kafka'da sorular yoktu. Soru sormaya ne zaman vardı, ne de gerek. Baştan kaybedilmiş bir yaşamdı onunkisi.

Fakat, daha önce olduğu gibi, mektuplarının en sevdiğim tarafı, okurken sizi bir duygudan diğer bir duyguya hiç çaktırmadan, hiç haber vermeden, fakat hiç de yadırgatmadan taşıyabiliyor olması. Bir yerde babasından şikayet ederken, bir yerde de babasının anlattığı o dünyayı özlemekte. Bazen babasından kaçışı, bazen babasına kaçışı aramakta. Bir çatışma görürsün, hissedersin. Çatışma artık Kafka'dan çok, senin çatışmandır. Duygular da senindir. Kelimeleri kelime kılmıştır Kafka.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder