
Uzun süredir görüp bir türlü okuyamadığım bir kitaptı. 1942'de yazılmasına rağmen son birkaç sene içinde bu kadar rağbet görmesi bende bir merak uyandırdı ve okumaya başladım.
Olaylar
bir gözlemci olan Rasim Bey, yaşadığı olaylardan dolayı hayatının 10 yılını
neredeyse hiçbir duygusunu paylaşmadan geçiren Raif Bey ve onun naifliğini
fırsat bilen ailesi, aşk korkusunu, güvensizliği, tedbiri güçlü durarak
saklamaya çalışan Maria Puder etrafında dönüyor.
Öncelikle
hiç de yorucu olmayan ve bir oturuşta bitirilebilen kitaplardan. Kitabın etkileyiciliğini
okuyan herkesin fark edebilir. İçeriğe gelecek olursak Sabahattin Ali kitap
içinde birkaç kez rotasını değiştiriyor. Tam da yazdığı döneme uygun bir şekilde giriş
yapıyor , okurken sorgulamıyorsunuz. Sonra kitabın ortalarına doğru dönemini
aşmış hatta genel olarak 'dönem zihniyeti' kavramını kırmış. Bu karakter
analizlerinde iyice ortaya çıkıyor. Fakat sonra rota bir daha değişiyor. Okuyanların
büyük çoğunluğunun en çok etkilendiği hatta ağladığı ama benim hayal
kırıklığına uğradığım yere, sona yaklaşırken konu her Türk filminde olabilecek bir
yere gidiyor. Burada yazarı eleştirmek doğru olmayabilir çünkü aslında o tam da
o dönemde yapılan şeyi yapmış ama kitabın büyük bir bölümü öyle eskimeyen öyle
evrensel duygulardan bahsetmiş ki bitirdiğimde “böyle bitmek zorunda mıydı?”
demeden edemedim.
Bu yüzden benim için
bu kitapta karakterleri tanımak olaylardan daha önemli. Kitabın başlarında "bir
insana başkalarından yakın olmanın gururu"ndan bahsediliyor. Raif Efendiyi o içine
kapanık, sessiz halleriyle, Maria Puder’i cesur ama bu cesurluğun arkasına
saklanan korkaklığıyla tanıdıkça bu gururu biraz ben de hissettim.
Fakat kitaptaki
bir obje, bir tablo, en az karakterler kadar beni etkiledi. Raif efendinin o tablo önünde ilk görüşte
mıhlanıp kalmasının açıklamasını sorguladım. Karmaşık insan yapısının basit şeylere nasıl böylesine bağlandığını ama bir şeyler yanlış giderse sadece bir duygunun değil bundan Raif
Efendinin 10 senesi gibi hayatın geri kalan kısmının nasıl etkilenebileceğini gördüm.
“Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından
çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş. Gene bu akşam anladım ki onu
kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp
sürüklenebilirim.”
.jpg)
Eline sağlık, harika olmuş! :)
YanıtlaSil