30 Ocak 2013 Çarşamba

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali


         

Uzun süredir görüp bir türlü okuyamadığım bir kitaptı. 1942'de yazılmasına rağmen son birkaç sene içinde bu kadar rağbet görmesi bende bir merak uyandırdı ve okumaya başladım.

 Olaylar bir gözlemci olan Rasim Bey, yaşadığı olaylardan dolayı hayatının 10 yılını neredeyse hiçbir duygusunu paylaşmadan geçiren Raif Bey ve onun naifliğini fırsat bilen ailesi, aşk korkusunu, güvensizliği, tedbiri güçlü durarak saklamaya çalışan Maria Puder etrafında dönüyor.

Öncelikle hiç de yorucu olmayan ve bir oturuşta bitirilebilen kitaplardan. Kitabın etkileyiciliğini okuyan herkesin fark edebilir. İçeriğe gelecek olursak Sabahattin Ali kitap içinde birkaç kez rotasını değiştiriyor.  Tam da yazdığı döneme uygun bir şekilde giriş yapıyor , okurken sorgulamıyorsunuz. Sonra kitabın ortalarına doğru dönemini aşmış hatta genel olarak 'dönem zihniyeti' kavramını kırmış. Bu karakter analizlerinde iyice ortaya çıkıyor. Fakat sonra rota bir daha değişiyor. Okuyanların büyük çoğunluğunun en çok etkilendiği hatta ağladığı ama benim hayal kırıklığına uğradığım yere, sona yaklaşırken konu her Türk filminde olabilecek bir yere gidiyor. Burada yazarı eleştirmek doğru olmayabilir çünkü aslında o tam da o dönemde yapılan şeyi yapmış ama kitabın büyük bir bölümü öyle eskimeyen öyle evrensel duygulardan bahsetmiş ki bitirdiğimde “böyle bitmek zorunda mıydı?” demeden edemedim.

Bu yüzden benim için bu kitapta karakterleri tanımak olaylardan daha önemli. Kitabın başlarında "bir insana başkalarından yakın olmanın gururu"ndan bahsediliyor. Raif Efendiyi o içine kapanık, sessiz halleriyle, Maria Puder’i cesur ama bu cesurluğun arkasına saklanan korkaklığıyla tanıdıkça bu gururu biraz ben de hissettim.


Fakat kitaptaki bir obje, bir tablo, en az karakterler kadar beni etkiledi. Raif efendinin o tablo önünde ilk görüşte mıhlanıp kalmasının açıklamasını sorguladım. Karmaşık insan yapısının basit şeylere nasıl böylesine bağlandığını ama bir şeyler yanlış giderse sadece bir duygunun değil bundan  Raif Efendinin 10 senesi gibi hayatın geri kalan kısmının nasıl etkilenebileceğini gördüm. “Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş. Gene bu akşam anladım ki onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim.”


               


1 yorum: