Fahrenheit'tan sonra
bu kitaptan da zevk alacağıma umarak başladım. Bradbury bir şey yazınca çok
rahat yazar kısmına bakmadan onun Bradbury'e ait olduğunu anlayabiliyorsunuz.
Çok canlı, çok hareketli bir stili var.
T-rex ile
karşılaşma, haliyle, Bradbury'nin ortaya koyduğu şey. Bizi 60 milyon yıl
öncesinde bir ortama götürüyor. Hikaye zaman yolculuğu üzerine şekillenmiş,
biri endişeli, diğeri vurdum duymaz iki Time Safari şirket sahibi ve bir de
macera meraklısı zenginimiz var. Hikayenin bir yerinde, herhangi bir farenin
üzerine basmanın bile gelecekte koskoca bir ırkı yok edebileceğini, belki
Roma'nın kuruluşunu bile engelleyeceğini anlatıyor. Tabii yine Bradbury'nin
canlı tarzıyla.
Haliyle, hikaye
gereği, bu zengin abimiz gittiği 60 milyon yıl öncesinde bir yolunu bulup
olayların akışını değiştiriyor. Asıl şaşırtıcı olan, geri geldiklerinde dilin
değişmiş olması ve daha sıradan bir aday yerine, daha sert mizaçlı olan
Deutscher'ın seçilmiş olması. Yeni dil ise garip bir şekilde Almanca'yı
andırıyor. O tek bir kelebek, kişileri ve olayları değiştirmese de, insan
zihninin evrimini, dilin gelişimini derinden etkiliyor. Tabii ayrıca Deutscher
isimli bir sert ve diktatörvari bir aday var ona hiç girmeyeceğim. Burada bir
mesaj ve bir gönderme olduğu çok açık.
Ayrıca garip bir
tesadüf olarak, Bradbury, 1960larda MIT'de Edward Lorenz'in ortaya koyduğu
Butterfly Effect modelinden önce kelebek sembolünü "ufak bir şey çok büyük
şeylere mal olabilir" imajını ortaya koymak için kullanıyor.
Haliyle diğer tüm "Amerikan Klasikleri" gibi, bu klasik hikayenin de çizgiromanı, filmi çıkıyor. Hatta Simpsons Ailesinin bir bölümüne konu bile oluyor. Simpsons bayağı keyifli aslında. Time and Punishment isimli bölüm olması lazım 6. Sezondan. Filmine gelirsek, Dinazorlar Kıyameti diye Türkçe'ye çevrilmiş, ismi İngilizcesinde yine A Sound of Thunder, fakat hikaye Warner Bros tarafından mahvedilmiş. Üzücü.
bkz: kitabı okuduktan sonra filmine laf atmak
YanıtlaSil