4 Ağustos 2013 Pazar

Ayaşlı ile Kiracıları - Memduh Şevket Esendal

Fethi Naci'nin listesinden bir kitap daha. Zamanı anlamak açısından önemli bir eser. Memduh Şevket Esendal (Meşe) zamanın milletvekillerinden. Siyasi bir duruşu ve siyasi fikirleri var. Trakyalı olması da bunların üstüne tuz biber ekiyor. Osmanlı'nın yıllarca "daha da batıya, evet evet, batıya gidelim!" kafasından doğmuş olan "Trakyalıyız, biraz da avalıyız," tavırları Meşe'de de kendini gösteriyor. Kendini her şeyin farkında, her şey hakkında konuşabilecek insanlardan sayıyor. Zaten o dönemde yazılan çoğu kitap aynı dertten muzdarip. Milletvekili Edebiyatı diyorum ben buna. 

Hoş kitap değildi, her şeyden önce bunu söyleyebilirim, fakat okurken keyif aldım ve hızlıca bitirdim. Kitabın pek bir edebi değeri olduğunu düşünmüyorum zira daha çok karakterler üzerinden verilen fikirler gösterilmiş. Karakterler dediysem yanlış anlaşılmasın 30'dan fazla karakterden bahsediyorum. Bu kadar çok karakterin ancak 2 amacı olabilir. 
  1. Olayları olabildiğince dallandırıp budaklandırıp giren karakterler üzerinden türlü alanlarda yargıda bulunabilmek. Çokça yapılır, çok da kolay bir tekniktir. Mesela bir gün iş çıkışı manava uğrar karakterimiz, manavla dertleşir manav, nasıl oluyorsa artık, Osmanlı'nın yıllarca Anadolu'yu ambar olarak görmesinden yakınır. Kitapta geçmiyor ama. Olay bu işte.
  2. Okuyucuları kitaba bağlamak. Karakterler o kadar çeşitli ki - bu çeşitlilik iyi bir şey değil zira karakterler çok sığ sadece tipler, karakter demek çok yanlış oluyor aslında, baş kahramanı bile tip - bu çeşitlilik içerisinde kendinizi yakın hissedip de bağlanamayacağınız karakter yok. Baş karakter olmadı mı? Hasan Bey var, doktorumuz var, ayaşlı var, Turan var. Var da var. İstediğini seç beğen al. 
Kitap aceleci bir kitaptır. Meşe, belli ki, okuduğu özendiği o toplumsal sorunları güzel bir kurgu ve güzel bir karakter derinliğiyle anlatan kitaplara özenmiştir fakat onların yazarları kadar sabırlı olamamıştır. Zira bu kitabın 200 sayfa tutması neredeyse bu akıma toptan hakarettir. "Bakın ben karakter yazamıyorum, zaten umrumda da değil, fikirlerimi verip gideceğim," demektir. Fakat bu kitap, kişilerin kitabı değildir. Bu kitap bir evin kitabıdır. Bir pansiyonun kitabıdır. Pansiyonu anlatır. Pansiyonla biter. Türlü buhranlar yaşanır ama bunların hepsi o evde kalır. Bu kitabı bir miktarda olsun ilginç kılar.

Milletvekili Edebiyatı dedik, fikirler var dedik. Ne fikirler var peki? Bu fikirler de bir yerde önem arz ediyor, çünkü kitap eskiden kalmış değişmesini istediği şeyleri eleştirmiyor. Eskiyi tamamen bırakmış ve yeninin içinde bocalayanları eleştiriyor. Reformist, Devrimci bu halkı biraz frenleme girişimi olabilir mi? Bilemiyorum, fakat kitap bir sağduyu çağrısı yapıyor kimi zaman. Zaten en çok eleştirilen konular ahlak ve bürokrasi. 

Örneğin sayfa 15, 16'da cumhuriyetle gelen kadının çok ciddi bir eleştirisi yapılıyor. Hareketleri davranışları "doğru" bulunmuyor, hele saçları ve giyimleri! Fakat bunu yazardan duymuyoruz. Yaşlı bir kadından duyuyoruz. Bu yaşlı kadın, bunları söylüyor ve çekip gidiyor romanımızdan, bir daha yüzünü gören yok. 

İskender Beyle beraber kitabın bir süre ortasına oturan açgözlü, pragmatist, makyavelist tavır, ileride gelecek liberal bir bakışı küçük bir alana hapsediyor. İskender Bey, nedense hiçbir şey başaramıyor her geçen gün giderek çöküyor, sırtını dayadığı kişilerden verim alamıyor. Bunun öyle laf olsun diye yazıldığını düşünmüyorum, Elbette İskender'in altında bu fikrin, bu görüşün elbet bir gün batacağı fikri hakimdir. 

"Memurlar amirlerinin ve arkadaşlarının zayıf taraflarını bilmezlerse, yerlerinde emniyetle oturamazlar," diyerek de bürokrasiye laf ediyor. Hasan Bey'in hallolmayan işleri ve katiplikte istenen torpil işleri de bu tespitin ekmeğine yağ sürüyor.

İşin garip bir tarafı hikayeyi anlatan kahramanımız kişilik sorunları yaşıyor. Kendini kanıtlama isteği var sürekli. Bu istek yüzünden çoğu kişiyi reddetmekle kalmıyor, reddettiği için hayatlarında büyük yaralar açıldığını düşünüyor. Oysa böyle bir durum yok. Değişen ahlak yapısıyla kimsenin kahramanımızı umursadığı yok, ne de olsa deniz de balık bul! Herkesin bu kafada olması, ama buna rağmen yine de kahramanımızın etrafında inanılmaz bir telaş heyecan olması açıkçası çok garip. Karakter etrafında olanlara göre düşünmüyor, düşündüklerine göre de hareket etmiyor. Yine de bir kabulleniş sürecinden geçiyor:

"Yanlış var, bugün 'eğlenmek' mesele değil, 'evlenmek' bir hadisedir."

"Aşk filan bunlar saçma, doğrusu bu ki, ben onun zevkine hizmet ediyorum."

"İnsan sevmek ne demek olduğunu unutuyor da beni seviyorlar diye kendini avutuyor!"

"Belki de hiçbir şey söylemeyecekti, ben kendimi aldatıyordum."

Enteresan bir hikaye, fakat enteresan olduğu kadar da ziyan edilmiş bir hikaye.

3 yorum:

  1. Ankada kitap okuma topluluğu olarak Eylül ayı için bu kitabı seçtik. Haftaya bu kitap ile ilgili toplanıp yorum yapacağız. Hemen hemen sizinkine benzer bir şekilde düşünmekteyim. Kitabın Milli Eğitim bakanlığında önerilen 100 kitap arasında olmasını da ayrıca ilginç buldum.
    Bakalım bizim toplantı da neler diyecek arkadaşlar.
    Sevgiler,
    Canan

    YanıtlaSil
  2. Dilerseniz okuma kulübünüzün toplantısına gelebilirim. Yukarıda yazdığım gibi inanılmaz farklı, büyük bir potansiyele sahip fakat ziyan edilmiş bir kitap.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba mailinizi çok geç gördüm. Kusura bakmayın lütfen . Eğer müsait olursanız Aralık ayı içinde Yeşil Ev - Mario Vargas Llosa kitabını okuyacağız ve 29 Aralık tarihinde buluşacağız. detaylar için bana mail yazabilirsiniz
    canan.yaman@gmail.com
    Sevgiler,

    Canan

    YanıtlaSil