13 Temmuz 2013 Cumartesi

Küçük Paşa - Ebubekir Hâzım Tepeyran

Fetih Naci'nin Yüzyılın 100 Türk Romanında ikinci sırada Tepeyran'ın Küçük Paşa'sı vardı. Siyasetçi ve bürokrat olan Tepeyran bu romanı zamanında çok üzüntü duyduğu İç Anadolu için yazıyor. Bilinenin aksine, Karabibik bir romandan çok sadece uzun bir hikaye olduğunu göz önüne alırsak, Küçük Paşa Türk edebiyatının ilk köy romanı olarak yerini alıyor.

Kitap üç kısımdan oluşuyor, mevsimler ve mekanlar da bu kısımlara ayak uyduruyor. Örneğin Salih'in henüz kırk günlükken konağa gelmesiyle başlar ve kovulmasıyla biter. Bu sırada Paşababa'nın evi farklı tasvirlerden geçer. 
Paşababa'nın sağlığı henüz yerindeyken evin mermerleri göz kamaştırıcı haldedir, tuvaleti bile büyüleyicidir. Lakin Paşababa'nın bir seyahatten sonra rahatsızlanması ve bir ayağının çukura girmesi yüzünden ev giderek basıklaşır, evin görüntüsü giderek karanlıklaşır. 

İkinci Kısımda Salih'in köye dönmesiyle mekanın radikal değişimi ve bu değişimin Salih üzerindeki etkileri yine hikayeyi ilerletici bir öge halini alıyor. Kimi zaman dış karakterlerin ve dış mekanın etkileri ile olması olanaksız bir olay gerçekleşiyor. Bunların ilki İlk kısımda Salih'e köyün övülmesi ve Salih'in gönderilmesi iken ikinci kısımda elinde ne var ne yok alınmasıdır. Bu hırsızlık furyasına ne yazık ki ailesi de dahil ediliyor. Gördüğüyle anlıyor ki, artık ne bir babası vardır, ne de sığınabileceği bir annesi. 

Üçüncü kısıma gelirken bahar azıcık yüzünü gösteriyor. Belki de Tepeyran'ın en gaddar olduğu an budur. Kitabı okuyan kimse babası ile çocuğunun o kadar yakınlaşmasından sonra böyle kötü bir baht beklemiyordur. Fakat Tepeyran hiç acımıyor ve babasını sahneden çekiyor. Tabii bunu yapmasının en büyük sebebi o zamanki savaşların ailelere ve köy halkına nasıl zararlar verdiğini aktarmaktır. Fakat hikayenin seyrini tamamen değiştirmesi, kötü yönde değiştirmesi üzücüdür.

Normalde ana karakterlerin kahramanlaştırılmasını ve daima hayatta kalacaklarmış gibi gösterilmeleri hoşuma gitmez, fakat böyle talihsiz bir çocuğun ufak hayatının her döneminde yaşadığı türlü acıların üstüne bir de o son darbeyi tatması açıkçası beni üzdü.

Tüm bunlar romanı fazlasıyla acıklı ve romantizm denizinde boğulmuş bir roman yapıyor. Sonun hızlı ve vurucu oluşu kitabın diğer kısımlarındaki gibi durumun ve çevrenin hikayeye kattığı ivmedendir. Küçük Paşa'nın bir türlü kanıksayamadığı mekan ve mekanın bir türlü kanıksayamadığı Küçük Paşa kitap boyunca sürekli birbiriyle çarpışıyor. Bu çarpışma esnasında askerlik eleştirisi, namus anlayışında İstanbul-Anadolu farkı, Anadolu'nun çoraklığı defalarca resmediliyor.

Unutulmuş fakat unutulmaması gereken roman.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder