22 Haziran 2013 Cumartesi

Utanmaz Adam - Hüseyin Rahmi Gürpınar

Öncelikle merhabalar, uzun bir süre, doğru düzgün kitap okuyamamam sebebiyle, bu kılıfsız mecrayı sahipsiz bıraktım. Sağ olsunlar, diğer arkadaşlarım da benim yokluğumdan istifade etmeye çalışmamışlar; sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Neyse, tatilin getirdiği rahatlıkla bendeniz günlerce tembellik yaptıktan sonra kolları sıvayıp tekrar başlama kararı aldım.

Tüm bunlar olurken, reddedilemeyecek güzellikte bir teklif aldım. "Fetih Naci'nin Yüzyılın 100 Türk Romanı listesindeki kitaplara başlamaya ne dersin?"(liste) Teklifi kabul eder etmez okumaya başladım ve şu an karşınıza listedeki ilk kitapla geldim. 

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk Edebiyatının en renkli isimlerinden biri şüphesiz. Heybeliada'daki heyecanlı günlerinden bahis açacak değilim, fakat dönemindeki yeni doğan fikirleri takip etmesi, edebilmesi ve bunları cesaretle yansıtmak istemesi çok büyük yetenek. Ne yazık ki, hikayesine bu fikirlerinden az güvenmesi beni üzdü. Kitap ilerledikçe, hikayenin yerini uzun konuşmalar aldı. Uzun konuşmalar hikayeye bir şeyler kazandırmaksa, karakterlerin bahtlarını değiştirmektense yazara hizmet ediyor. Koca sene akademik makale okumaktan sıkılmış biri olarak, hikaye içinde verilemeyen fikir bana nedense çok itici geldi. Nuri Bilge Ceylan'ın filmi çekmek yerine çıkıp yarım saat kamera karşısında niye bunları yapmak istediğini düşünün. Hangisi daha etkili olurdu? 

Tüm bu hikaye içinde yoğurulmuş fikir bahsini geçersek, diğer önemli husus ise okuma arzusudur. Bir insanı daha çok okumaya iten ve daha çok yazmasını sağlayan asıl mesele arzudur. Her ne kadar çoğu kişi ilham gibi bunu da çaresiz romantiklerin bir safsatası saysa da; sevginin, arzunun girmediği her işi çöp olarak değerlendirmekle yükümlüyüm. Bu kitap eğer fazlaca etki altında kalırsanız sizi kendisinden soğutup kanser olmanıza sebep olabilir. Kitap kanseri denir buna; yayılır, yayılır, yayılır, ardından da tüm kitap algınızı kapsayan bir iğrenme duygusuna sebep olur. Böyle kitapların ortak özelliği yazarın her zaman başınızda baba gibi bekleyip "Bak evladım, şuradan gideceksin," "Evet, aynen benim benim gibi düşüneceksin," "Bak ben ne güzel yorumlamışım, değil mi?" gibi diretmeleridir. Ne yazık ki bu kitapta bundan çokça var. 

Benim bu kişisel değerlendirmelerimin dışında, kitaba belli bakış açılarıyla da yaklaşmak istiyorum.

Maslow Olsa Ne Derdi?
Kitap boyunca aklımdan çıkmayan bu soruya bulduğum karşılık, "Bu Avnussalah neyin nesi böyle?" diye sorardı heralde oldu. İstanbul'un bir köşesinde hayatta kalma mücadelesi veren bu adam, ne idüğü belirsiz bu adam, belli ki tüm sosyal tabakaların dışında kalıyor. Tüm bunları kapsayan fakat hiçbirinden olmayan bu adam kitap boyunca şekilden şekile giriyor. Yeri gelince kedi eti yiyecek kadar çulsuz, yeri gelince de önüne sunulan havyarla tok gözlülük taslayacak bir çok görmüş çok geçirmiş. Her geçen sayfa da kimdir bu Salah, ne yapar, gazeteci midir, yazar mıdır, feylesof mudur, yoksa modern dolandırıcıların atası mıdır? Bilemedim. Büyük ihtimalle de anlayamayacağım. İşin üzücü tarafı, kısa süreli karakterler dışında, tüm karakterler bu ayarda. Yazarın eline bırakıldıkça karakterler bozuluyor ve doğallıklarını yitiriyor. 

Göstergebilim
Kitaptaki fikirler kesinlikle sonuna kadar arkasında durduğum ve benim fikirlerimi belki de en iyi şekilde anlatan cümlelerle yazılmış. Fakat, üzülerek söylüyorum ki, kitap bir yerden sonra "Salaklar için Modern Felsefe" kitabına dönüşmüş. Yazarı yazar yapan en büyük özellik dünyayı okuyabilmesidir ve okuduğunu yansıtabilmektir. Yazar, hiçbir taraf olmadan, okuduklarını yansıtarak yeni bir dünya yaratır. Bu dünyada taraflar var olamaz, tıpkı gerçek dünya gibi. Yalnızca bir'in farklı yorumları var olur. Bu yorumlar okurun süreçte aldığı yere göre değişir ve, tam da bu yüzden, bana kalırsa yazar bu yere dokunmamalıdır. 

Ayrıca, Gürpınar bu kitap bir yazardan çok bir yazman olmuştur. Kitabın sonlarına gittikçe niye bir politikacı olduğunu daha da iyi kavrıyorsunuz. Yalnızca politikacılar ve öğretmenler diyaloglardansa tek bir kişinin uzunca konuşmasını yeğler. Dilin görevi kitap boyunca dikte etmektir, kalıba sokmaktır; her ne kadar sokulan kalıp bir kalıpsızlık teması olsa da.

Herhangi Bir Sosyolog
Kitabı okuyan herhangi bir sosyoloğun ilk şaşkınlığı, her halde, toplumsal olayların nasıl da değişmeden günümüze kadar aktarılabildiğine olacaktır. Gürpınar'ın döneminde kim ne yaptı bilemiyorum, fakat kitaptaki eleştirilerin iğneleri adeta bugünün Türkiye'sini hedef almaktadır. Büyük eserler veyahut büyük fikirler kendilerini sonsuzluklarıyla kanıtlar, bilirsiniz. Utanmaz Adam, içinde barındırdığı fikirler ve türlü toplumsal eleştirilerle günümüz dünyasını çoğu insanın cesaret edemediğinden çok daha sert bir biçimde eleştirmektedir. 
Biz ne kadar siziz, siz ne kadar bizsiniz. (Gürpınar 1997: 349)
Sansür gazetelere yazdırmaz, hafiyeler halkı dertleşmeye bırakmaz, hükümetin her fenalığı gizli hastalıklar gibi örtülü geçer, Türkler burunlarının dibinde olan biten felaket haberlerini Avrupa gazetelerinden öğrenebilirlerdi. (359)
Yazarın bir yerde de, sıradan hırsızların küçük işlerle uğraştıklarını, asıl büyük hırsızların zenginler olduğunu ve bunu türlü modern aracı insanlara yutturarak yaptıklarını söyler.

J. Derrida
Bir keresinde Derrida'nın ötekiler üzerine yazdığı bir şey okumuştum. Ötekilerin ütopik şehirleri olur, her şeyin tıkırında olduğu, havanın bile kendi emellerine hizmet ettiği bir dünyadır bu. Derrida çok sert eleştirir bunu, her 'ideal'i eleştirdiği gibi. Metafiziğin yersizliğini ve Batı'yı oluşturan yüzsüzlüğü tartışırken, bence bu kitabı da görse boş geçmezdi.

"What if someone came along who changed not the way you think about everything, but everything about the way you think?" diye sorardı Avnussalah'a ve iki saz arkadaşına ve elebaşları Gürpınar'a. 


Gürpınar'ın yazdığı fikirler her zaman zihnimin yapıtaşları olsa da, fikirleri değişince elinde bir şey kalmayacak insanlara bir türlü alışamadım. Alışmamak da lazım. Gürpınar kitap boyunca konu hakkında elinde olan her şeyi sofraya sermiştir, fakat kendisinden çok az şey - belki de hiçbir şey - katarak. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder