17 Temmuz 2013 Çarşamba

Aşk-ı Memnu - Halid Ziya Uşaklıgil

Eylül'den sonra çok büyük hevesle başladığım kitaptı. Mehmet Rauf'u kitaba yönlendiren adamda kim bilir ne işler vardır diyerek kitabı açtım! Bir de ne göreyim? Kitap Uşaklıgil tarafından imzalanmış. Zamanında bu kapak kitabın kendi yazarı tarafından da açılmış, sayfalarında ondan da kalan bir kırışıklık var kenarlarda demek.

Tabii bu durum beni aldı götürdü, kitaba inanılmaz bir keyifle başladım. Önsöz ve kitapta emeği geçenlerin yazılarını okumadan rahat edemediğim için Yayın Yönetmeni Rahim Tarım'ın yazdığı kısa yazı ile kitaba başladım. Kitaplarında kullandıkları bir teknikten bahsediyordu. Kitaptaki orijinal kelimeleri direkt bırakmışlar ve günümüz türkçelerini köşeli parantezler ve italikler içinde yazmışlar. Kusura bakmayın ama, güler yüzlülüğüne ve Türk Edebiyatına ÖZGÜR yayıneviyle verdiğiniz katkıya minnettar olduğum Rahim Bey, kitabın içine sıçmışsınız. 

Bu blogda kullandığım ilk hakaret heralde. Okumayı kolaylaştıracağından çünkü tanıdık kelime görmek ve gözlerin kitabı atlayarak okumasından bahsedilmiş. Ne üzücü buna inanılmış olması ve kitabın bu hale getirilmiş olması. Okumak inanılmaz yorucu, takip etmek çok zor. Uşaklıgil'in yazdıklarından çok italik parantezler dikkatimi çekti kitap boyunca. 

Fakat tüm bunlar Aşk-ı Memnu'nun her okunuşta kendini kanıtlamasını engellemiyor. Bir kere bu roman gayet canlı. Karakterlerin hepsi bu kitaba has. Bihter gözünün kenarıyla matmazele bakarak Nihal'e doğru ilerleyip onu birden göğsüne bastırıyor kitabın başlarında örneğin. En basitinden bu örnek karakterlerin sadece yazarın gözlemlerine bağlı hareket etmediklerini gösteriyor. Karakter olaylara sadece karakterlerinin gerektiği şekilde değil, ayrıca insani bir tavırla tepki veriyorlar. 

Kitabın beni tavlayan diğer bir özelliği ise diziden kalan tüm görüntüleri silebiliyor oluşuydu. Ev ahalisinin bağımlısı olduğu ve benimde gözümün takılmak zorunda kaldığı bu diziden kitabın 100. sayfasına gelmeden eser kalmamıştır. 

Fetih Naci'nin de altını çizdiği ve benim daha sonraları dikkatimi çeken bir diğer konu ise karakterlerin kişiliklerinin ve toplumdaki yerlerinin çeşitliliği. Göçmen, babadan zengin, öksüz, menopoz azgını, şıpsevdi, daima hüzünlü, sıradan... Herkesten var bu romanda. Herkesin tepkileri var, herkesin sesi var. 

Fakat kimi zaman bu sesler çığrığından çıkıyor. Uşaklıgil bizim bilmemiz gerekmeyen, karakterin o anından bağımsız duyguları döküyor ortaya. Büyük ihtimalle biz karakterler hakkında, karakterlerin kendileri haklarında bildiklerinden daha çok şey bilerek kitabı bitiriyoruz. 

Kitapta en çok hoşuma giden olaysa yazar ortalıkta yoktur. Karakterlerin başından geçenler ve bunlara tepkileri, bu karakterlerin kişiliklerini çok güzel açığa çıkarır. Öyle ki, bu başarılı tanımlamalar daha sonra gelişecek olayların alt zeminini oluşturmak için gereken arkaplan bilgilerini bile güzelce içinde sindirilmiş olarak barındırır.

Zaman konusu ise kitapta ayrı güzel bir yere sahip. Tüm olaylar öyle güzel yedirilmiş ki zamana okurken hiçbir şeyi yadırgamıyorsunuz, aksine gayet normal geliyor. Karakterlerin canlılığının, yazarın başarısının ve diğer tüm güzel hususların zamanın akıcılığı ve gerçekçiliğiyle birleşmesi kitabı paha biçilemez bir hale gelmiş. Her ne kadar baskısı hoşuma gitmemiş olsam da kitap Türk Edebiyatına güvenmek için başka bir koskoca sebep.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder